Tüm dünya, Elon Musk’a ait SpaceX adlı şirketin “Crew Dragon” isimli uzay mekiğini konuşuyor. Bu tür sistemleri kurabilmek için uzun yıllara dayanan, emek verilmiş bir ekosistem olması gerekiyor. İşte bu yazıda 1959 yılındaki Bandırma Füze Kulübünün yaptıklarına yer vereceğiz.

Elon Musk’a ait SpaceX adlı şirketin “Crew Dragon” isimli uzay mekiğini, il özel şirket mekiği olması bağlamında önem taşıyor. Bu tür sistemleri kurabilmek için uzun yıllara dayanan, emek verilmiş bir ekosistem olması gerekiyor. Örneğin ülkemiz İHA ve SİHA teknolojilerinde hatırı sayılı bir konuma geldi. Bunda özel şirketlerin ve Devletin desteği çok önemli oldu. Artık her yıl Teknofest’ler “Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali” düzenlenmeketdir. Bu ekosistemin devam etmesi halinde, ülkemiz çok daha iyi yerlere gelecektir. Aşağıda 1959 yılında Türkiye’de yaşanmış ilk füze denmesine dair bilgiler yer almaktadır. Bandırma Füze Kulübü’nün karşılaştıkları zorluklar ve engellerin, İHA ve SİHA teknolojileri üreten şirketlerin başına gelmemesini temenni ediyoruz.

Aşağıdaki yazı savunmasanayi.org adresinden alınmıştır. Tıklayınız.

Asırlar önce gökyüzüne dalıp, oradaki şekilleri bayrağına işleyen bir kültürün, bugün gök ve uzay bilimlerinden bu kadar kopuk olması hepimize oldukça şaşırtıcı geliyor değil mi? Yükselmek bir yana, sürekli alçalmanın nedenini; on yedinci asırda yaşamış olan Lagari Hasan Çelebi’den, Vecihi Hürkuş’a, Nuri Demirağ’dan, Kirkor Divarcı‘ya kadar bu yolda başarılı çalışmalar yapmış fakat hep görünmez eller tarafından önleri kesilmiş değerli insanlarımızın hayatlarına baktığımızda anlayabiliyoruz.

Bu yazımda arkadaşlarıyla birlikte, günümüzde bile yapılacak olsa ülkedeki herkes tarafından çılgınca karşılanacak büyük işlere imza atan Kirkor Divarcı ve Bandırma Füze Kulübü‘nün hikayesine gidelim.

Yıl 1959… Dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik’in uzaya gönderilmesinden 2 sene sonrası. Bandırma’da, yıllardır akılları uzay ile meşgul olan ve Sputnik’in uzaya gönderilmesinden sonra iyice heyecanlanan bir grup lise öğrencisi, Türkiye’de daha önce eşi benzeri görülmemiş çılgınca bir işe imza atarak, okullarında Bandırma Füze Kulübü’nü kurdular. Bu gençler, oldukça kısıtlı imkanlara rağmen hemen işe koyuldular. İnsanların ilgilerini uyandırmak amacıyla, okullarda kişisel olarak atom enerjisi, dış dünya, roket ve füzeler konularında konferanslar verdiler.

Güngör Gezer, Artuğ Sayıner, Osman Caran, Atilla Yedikardeşler ve Adnan Zambak isimli beş gencin kurduğu, ilk bakışta ilginç olsa da kaybetmeye mahkum bir oluşum olarak görünen bu kulüp, daha sonra katılan gençlerin üst düzey teknik bilgisi ve hummalı çalışmasıyla gerçekten füze tasarlayabilecek duruma geldi. Bir süre sonra Bandırma Füze Kulübü liseden ayrılarak “Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği” ismiyle resmiyet kazandı.

10 Ekim 1959 tarihine gelindiğinde ekip ilk füzesini fırlatmaya hazırdır. Bir metre boyunda, 10 santimetre çapında ve üç kilo ağırlığındaki Bernark tipi bu füze, yaklaşık 40 metre yükseğe çıktıktan sonra denize çakılır. Aynı yıl yapılan ikinci atış denemesi de başarısızlıkla sonuçlanır. Bu başarısız sonuçların ardından gençleri küçümseyici haberler yapılır. O dönemde Cumhuriyet Gazetesi yazarı olan Cevat Fehmi Başkurt, 10 Şubat 1960 tarihli yazısında gençlerin durumundan şu şekilde bahseder: “Gençler darılmasınlar. Bizlere biraz hak versinler. Onlar başka dünyalarda yaşıyorlar. Halbuki biz, daha bu dünyadaki meselelerimizi halledemedik. Durun bakalım. Parti kavgaları bitsin. Cezayir meselesi sona ersin. Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan edilsin. Seçimler yapılsın. Kongreler tamamlansın. Elbet füzelere de sıra gelir.”

Gazetelerin yanı sıra insanlar da nerede görseler, “N’aber füzeciler, hani Ay’a gidiyordunuz?”, “Füzeci ağabey, dikkat et cebinde patlamasın!”, “Gazoza bak, senin füzenden iyi patlar.” gibi sözlerle alay ediyordu. Bir yandan maddi sıkıntılarla boğuşan gençler, bir yandan da konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan bu alaycılara kulaklarını tıkayarak çalışmalarını sürdürmeye çalışırlar.

Alaycı kesime nazaran az da olsa, gençlerin çalışmalarının Türkiye için oldukça önemli olduğunu düşünen insanlar yok değildir. Derneğe desteğini hiçbir zaman esirgemeyen bu kişilerden Kenan Kurtkaya’nın “İlk Türk Füzeciler” başlıklı yazısı şöyledir: “Sene 1959… Bandırma’dayız. Sakal ve bıyıkları yeni terlemeye başlayan genç, önündeki kağıtlara eğilmiş mütemadiyen çiziyor, şekiller yapıyor, bir eli başında hesaplıyor, esmer esmer düşünüyor. Fakat teşvik ve yardıma bu çevre tarafından, garip tezatlar arz eden şekillerde (alayla) karşılandılar. Alay edip peşlerinden güldüler. Günlerini, evet en mesut ve gamsız günlerini, memleketleri için, ilim için harcayan bu gençler, ne acı ve ne garip bir tecelli ile karşılaştılar. Sayın Türk büyükleri; yaratıcı idealistlerin bu çırpınan başarılarına yardım edelim. Bu küçümsenemeyecek bir olaydır.”